1 Mart tezkeresinin perde arkası

Haberci Gürkan Zengin, “Hoca" adlı kitabında Ahmet Davutoğlu'nun Türk dış politikasını nasıl etkilediğini anlatıyor.

“Hoca/ Türk Dış Politikasında Davutoğlu Etkisi” adlı kitabın yazarı Gürkan Zengin’le on yıl müddetle CNN Türk’te çalıştığım için çok iyi haberci olduğunu bilirim. Kitabı da bunu doğruluyor. Zengin önce ‘paradigma’yı irdeliyor ve Davutoğlu’nun şu sözlerini aktarıyor:

“Musul Diyarbakır’a her zaman Basra’dan daha yakın olmuştur. Biz Musul’la Diyarbakır arasındaki ekonomik, kültürel köprüleri tehdit gibi değil, karşılıklı bağımlılık ilişkisi şeklinde kurmalıyız. Aynen Gümülcine’yle Edirne’yi, Batum’la Hopa’yı, Nahcıvan’la Iğdır’ı böyle düşünmemiz gerektiği gibi... Antep’le Halep birbirinden alışveriş yaparken niye asker gönderip savaşsınlar... Ya da Diyarbakır ile Bağdat arasında tırlar gidip gelirken, Türkiye Kuzey Irak’taki bir oluşumdan niye korksun.” (Sf. 89)

Davutoğlu’nun çok isabetli bulduğum prensibi ise; “Türkiye’nin stratejik planlamasında ekonomik rekabet gücümüz öncelikli yere sahiptir.” (Sf. 263)

"Vebali sende"


Zengin’in kitabı, tartışmaları hâlâ devam eden ‘1 Mart tezkeresi vakası’nın birçok yönünü anlatıyor. Açıkça görülüyor ki, Tayyip Erdoğan tezkerenin kabulünü ve Amerikan askerlerinin Türkiye’den geçerek Irak’a girmesini savunmuş. Abdullah Gül ise tezkereye karşı...

Askeri cenahta da iki görüş var: Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman tezkereye karşı, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ise olumlu bakıyor.

Kitapta perde arkası çok iyi anlatılmış. Mesela Org. Aytaç Yalman tezkereye karşı çıkıyor, bunu basına sızdırarak milletvekillerini etkiliyor. Ama ABD ile yapılan müzakereler sonunda paraf edilen anlaşmanın “Türkiye’ye önemli kazanımlar sağladığını bilmiyor”. Halbuki askerler de müzakerelerin içindeydi. (Sf. 147)

Anlaşmanın “Türkiye’ye önemli kazanımlar sağladığını” Gürkan Zengin’in tespit etmesi önemlidir ve o zaman tezkereyi savunanların gerekçesi de bu idi.

Nitekim tezkere geçmeyince, “bütün bu süreci içeriden izlemiş bir isim”, sorumlu gördüğü Davutoğlu’na şunları söylemiş:

“Ahmetciğim, bütün vebal senin omuzlarında. Her şey bitti. Herkes seni suçluyor ve haksız da değiller.” (Sf. 144)

Davutoğlu ise tezkereye karşı çıkarken 'stratejik derinlik' açısından bakıyor: Irak’ı, İran’ı 'kardeş kavim' olarak niteliyor, üç yüz yıldır aramızda hiç savaş olmadığını vurguluyor. İşgalin uzun süreceğini ve “savaş sonraki Irak’ın yeniden yapılanmasında” Türkiye’nin etkili olması için savaştan uzak durması gerektiğini savunuyor. (Sf. 140-151)

Bu yaklaşım, Davutoğlu’nun bugünkü İran-ABD ihtilafında izlediği çizgiyi de izah ediyor.

Yepyeni bir dünya

Zengin’in kitabında Türkiye’nin yüz yıl sonra Ortadoğu’ya ve Rumeli’ye dönüşü, Irak’taki Sünni, Şii ve Kürt gruplarla ilişkiler, İran faktörü, Beyaz Saray politikaları, Kürt açılımı, Kıbrıs diplomasisi, Mavi Marmara olayı konularında ayrıntılı bilgiler ve analizler var.

Bilhassa Davutoğlu’nun Obama Amerikası üzerine uğradığı 'hayal kırıklıkları'nı muhakkak okumak lazım. Halbuki Davutoğlu Obama döneminde Türk-Amerikan ilişkilerinin 'altın çağ' yaşayacağını umuyordu.

Kitapta dış politikaya destek unsurları olarak Türk Hava Yolları, Türk İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı ile TRT’nin anlatılması, çağımızdaki ‘kamu diplomasisi’nin boyutlarını kavramak bakımından önemli...

Kitabının sonunda Soğuk Savaş döneminin bittiğini hatırlatan Zengin, “Şimdi bambaşka fırsatlar ve riskleriyle yepyeni bir dünya var” diyor. Bu yepyeni dünyayı eski zihni alışkanlıklarımızla kolay kolay kavrayamayız; üstelik meçhulleri de çok... Bu yepyeni dünyayı kavramamızda yararlı bir eser... Gürkan’dan yeni kitaplar bekliyoruz.

 
30 Kasım 2010

Milliyet Kitap, Taha Akyol