"Dış politikanın ufku açıldı"

Zengin: 'Türkiye'nin dış siyasetteki son sekiz yılını yazmak istedim'.

RÖPORTAJ: Batur Fatih İlhan

Çok değil iki ay önce raflarda yerini yepyeni bir kitap aldı: “HOCA-Türk Dış Politikasında Davutoğlu Etkisi”(İnkılâp Yayınları). Bu, 20 küsur yıllık gazeteci Gürkan Zengin'in ilk kitabı ve akıcı anlatım diliyle Türk dış politikasının yeni baştan ele alınması gerektiğini savunan dış işleri bakanı Ahmet Davutoğlu'nun portresi çiziyor.

Elbet “HOCA” kitabı sade bununla da kalmıyor, sebepleri düne, sonuçları da bugüne işaret eden olaylar arasında sıkı bir bağ kurarak, yakın dönem Türkiye tarihine de ışık tutuyor. Bizim kitapta önemsediğimiz nitelik, 'Ahmet Davutoğlu kim?' sorusuna getirdiği işlevsel cevap. Öyle ya; Prof. Dr.  Ahmet Davutoğlu, ülkemizi Batı ekseninden çıkarmaya çalışan bir İslamcı mı, Osmanlı İmparatorluğu dönemini özleyen bir Neo-Osmanlıcı mı yoksa sahiciliği na-mümkün idealler peşinde koşan bir hayalperest mi?

İşte Gürkan Zengin'in çalışması, bu sır perdesini aralamaya yarayacak işlevsel bir başvuru kaynağı niteliğinde. Elbette dünya ülkeleri politikalarına ve Türkiye'nin haritadaki konumuna ilgi duyanlar için...

Bu esaslı kitabın yazarıyla; ilk eserini, eserine konu aldığı portreyi, Türk dış işleri politikalarını ve tabii ki mensubu olduğu medya hallerini ve de internet dünyasındaki son gelişmeleri buna arkadaş ederek uzun uzun konuştuk. Aşağıda bu sohbete, sizleri de ortak etmek isteyen bir metin hazır bekliyor. Sıra da yok, bilet alma zorunluluğu da...
Gürkan Zengin röportajıma hepiniz hoş geldiniz!
 
“500 dipnot koyarsanız ortaya böyle bir kitap çıkar!”

“HOCA” ilk kitap çalışmanız. İşe bir biyografi kitabı ile hem de Türkiye’nin belki de -Başbakan Erdoğan'dan sonra- en yoğun kişisi olan dışişleri bakanının biyografisi ile başlamaya nasıl muvaffak oldunuz?

Ahmet Davutoğlu'nu çok eskiden beri tanıyorum. Tanıştığımızda bakan da değildi, başdanışman da. Kitapta nasıl tanıştığımızı anlattım. Davutoğlu o zamanlardan beri; 2001'in de öncesinden (yazarlık dönemi de vardır) gazetelere ve televizyonlara pek çok röportaj verdi. Bir kere o röportajların neredeyse  tamamının deşifrelerine baktım. Yıllar itibariyle bu 'açık enformasyonu’  konularına göre ayrıştırdım. İkincisi, sahada gözünüzün önünde cereyan eden olaylar var.  Irak'ta; Filistin’de, İran'da, Suriye'de... Avrupa'yla ya da ABD ile ilişkilerde göz önünde olan biten gelişmeler var.       

Bunların iyi bir derlemesi; toparlaması yapılmalıydı, bunları yaptım. Buradan sorulara gitmeye başlıyorsunuz. Görüyorsunuz ki hâlen açıkta kalan cevapsız sorular var. O soruların cevaplarını verebilecek kaynaklara ulaşmak da işin bir başka tarafı. Sağolsunlar pekçok kaynak güven duyarak sorularımı cevaplandırdı. Elbette pekçoğunun isimleri kitapta yer almadı. 

Velhasıl; kitaplar, konuşmalar, olaylar derken 500’e yakın dipnotla “HOCA” kitabı ortaya çıkmış oldu.

O zaman HOCA, bir tümevarım çalışması?

Olayların kendisi, perde arkasındaki gelişmeler, açık enformasyon bilgileri ve olayların üzerinden bir zaman geçtikten sonra ortaya çıkan yeni bilgilerle şekillendiği söylenebilir. Sonuçta  20 yıllık bir mesleki geçmişiniz de var. Kaynaklara güven telkin edebiliyorsanız bazı bilgilere ulaşmak o kadar da zor olmayabiliyor.  

“HOCA”, -çok özetle- ne anlatıyor ya da neyin altını çiziyor?

İki şeyin. Birincisi ‘Ahmet Davutoğlu kimdir?’in cevabı var kitapta. En azından Hoca’nın hayatı ana çizgileriyle yer alıyor. İkincisi, son sekiz yılda Davutoğlu’nun damga vurduğu dış politikanın ne olup ne olmadığı, temel prensipleriyle  var. Son sekiz yılın teorisi, Hoca’nın yazdığı Stratejik Derinlik’ kitabındadır, uygulaması ise benim ‘Hoca’ kitabında…
Kitapta 'Türkiye eksen mi değiştiriyor?' şeklindeki gündemden düşmeyen sorunun cevabı da veriliyor. Tabii ki anlayanlar, anlamak isteyenler için... Türkiye’nin yeni dünya şartları oluşurken, kendi yeni konumunu belirleme çabasını anlatıyorum kitapta.

Türk dış politikasını revize etme hedefi taşıyan Ahmet Davutoğlu; size göre, nasıl biri? 

Ahmet Davutoğlu, Türkiye için bir şanstır. 1989'da Berlin Duvarı yıkıldıktan  sonra değişen tek şey demir perde gerisindeki rejimler değildi. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra başlayan Soğuk Savaş dönemi hayatımızın her alanını belirledi. Türkiye'deki ekonomik düzeni, darbeler, dış ilişkilerimizi, sınır komşularımızla ilişkilerimizi hatta bizlere ve çocuklarımıza okullarda ne öğretileceği bile soğuk savaş yıllarının birer dayatmasıydı.

Soğuk savaş büyük bir dinamiktir ve o dönem bitmiştir. Yeni dönemin nasıl bir hâl alacağı ise hâlâ belirsiz. Sancılar sürüyor. Çok kutuplu bir dünya devrine girildi. Güç merkezleri dünyanın doğusuna doğru kaymaya başladı. Avrupa, dünya siyasetindeki ağırlığını kaybetmeye başladı. Uzatmayalım; Türkiye, bu yeni dünyada sanki hiçbir şey değişmemiş gibi, sadece Washington ve Brüksel’e bakan, bunların dışında hiçbir merkezle irtibatı olmayan bir ülke olarak kalamazdı. Ahmet Davutoğlu, “Stratejik Derinlik”le bunun teorisini üreterek ülkenin dış politikası için bir ufuk açmıştır. Bu sebeple Türkiye için bir şanstır diyorum. Ardından da fiilen sahaya inerek önce başdanışman sonra bakan olarak ürettiği teorinin hayata geçirilmesinde bilfiil rol aldı, alıyor. 

Bunu tek başına mı başardı? Teorinin üretilmesinde evet ama sahaya uyarlanmasında hayır! Türk dış politikasında bir stratejik derinlik perspektifi varsa, bunun hayata geçmesinde en önemli faktör, siyasi iradedir. Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan, Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak sonuna kadar Ahmet Davutoğlu’nun arkasında durdular. Başka türlü olamazdı.

Kitabınıza, yayınlanalı beri nasıl bir ilgi var? 

“HOCA” popüler bir kitap olsun diye yazılmadı. Zaten benim popüler  kitaplar yazabilecek bir kabiliyetim de yok. Ben Türk dış siyasetinde  yaşanan bir dönüşümü kayda geçirmek  istedim. Bunu da başardığımı zannediyorum. Yazdıklarımın doğru kişilere ulaşması önemliydi. Yani Türkiye'nin siyasette, ekonomide, dış ilişkilerde, bürokraside  vs karar verici konumda bulunan insanlarına,  üniversite camiasına ulaşması gerekiyordu, ulaştığını görüyorum.
“Gazeteci sadece eleştiri yapmaz, ortada doğru bir iş varsa, onu da yazar...”

Ahmet Davutoğlu kitabını(zı) okudu mu acaba?

Geçenlerde TRT HABER'de "Akılda Kalan" programında, Nuriye Akman’ın konuğu oldu. Kendisine bu soruldu verdiği cevaptan, kitabı okuduğunu anlıyorum.

Gürkan Zengin bu kitabı neden yazdı? 

Bu benim ilk kitabım ve açıkça geç bile kaldığımı düşünüyorum. Ben Türkiye'nin dış siyasetteki son sekiz yılını yazmak istedim. Çünkü büyük bir dönüşüm yaşanıyordu. Ekonomik altyapının nispeten sağlam bir hâl alması, siyasi istikrar ve dış politikada da Davutoğlu vizyonuyla bir araya geldi ve Türkiye bugün bir başka bir noktaya geldi. Gazetecinin tek görevi her şeyi eleştirmek değildir. Gazeteci ortada doğru bir iş varsa, pekâla onu da yazar...
Kamuoyunda ve medyada ‘muhafazakar eğilimli' bir gazeteci olarak anılmak-tanınmak sizi nasıl etkiliyor?
Kategorileştirme hastalığı Türkiye'de çok yaygın. Ama bir şeyleri anlamaya da çok yardımcı olan kavramlar bunlar. Dolayısıyla “Sağcı mısın-solcu musun-liberal misin-Kemalist misin?” arayışları hep var. Bunlar insanları tanımak ve anlamak için basit kolaylaştırıcı formüller ama bize her zaman en doğru cevabı vermeyebiliyor.

Kendimi neci olarak nitelemeliyim pek bilemiyorum çünkü kavramların insanların zihin dünyasında farklı farklı anlamları var. Ben genel olarak Türkiye'nin temel dinamiğinin özgürlükçülük olduğuna inanıyorum. Benim özgürlükçülüğüm de Türk topraklarıyla irtibatını koparmış bizim malum eski tip solcuların anlayacağı bir özgürlükçülük değil.  

‘Ötekileştirilme’ durumu yaşadınız mı hiç meslek hayatınızda?    

Ben 'ne İsa'ya ne de Musa'ya yaranamama' halini, pekçokları gibi yaşıyorum. Önemli olan şu: siz ne olup ne olmadığınızın  farkında mısınız? olaylara hangi perspektifle, hangi prensiplerle yaklaşıyorsunuz? Burada sağlam duruyorsanız, adalet duygusunu da kendi içinizde kaybetmemişseniz, sorun yoktur. Özgüvenim bu anlamda yüksektir. Dolayısıyla medya sitelerinde ya da şurada burada yazıp çizen  Cihangir-Etiler-Bebek tayfasının benim hakkımdaki yorumları beni pek etkilemez. Saygı duyduğum, ciddiye aldığım insanlar beni yarayabilir. 

Türk dışişleri 2011 başında size göre nasıl bir yolda? 

Gayet iyi bir yolda! Yeni dünya düzeninin kuruluş sürecinde etkili bir aktör olma çabasını sağlam adımlarla devam ettiriyor. 10 yıl öncesine göre dünya siyasetinde adından çok daha fazla söz ettiren, ciddiye alınan, acaba ne düşünüyor diye bakılan bir ülke olduk. Dahası özgüveni da düne göre çok daha yüksek bir ülke Türkiye var artık. 

“Sosyal medya, yeni Türkiye gerçeklerinden biri!”
 
Sizce Wikileaks’in belge sızdırması, gazetecilik midir yoksa sadece bilgi ifşası mı?

İşin çok ciddi bir gazetecilik boyutu var. Bu gazetecilik değildir diyemem. Eğer sızdırılan bilgiler özellikle seçilerek akıtılmamışsa yapılan ham bir gazetecilik faaliyetidir. Ama birinci sınıf bir iş değildir. Depodaki ham mal alınıp, olduğu gibi aktarılmıştır. Oysa gazetecilik ayıklama mesleğidir. Lâkin Wikileaks, toplum çıkarı açısından önemli olan pek çok aydınlatıcı bilginin öğrenilmesini sağlamıştır. 

Acaba siz de sitenin kurucusu Julian Assange'ı, İsrail gizli servisi MOSSAD'la ilişkilendirenlerden misiniz?

Henüz değilim! Zira ortada bunu söyleyebilecek yeterli veri yok. Gerçek, süreç sonunda ortaya çıkar. Kuşkularım var ama şu anda  Assange için İsrail ajanı demek hastalıklı bir psikoloji ürünü olur. Önce belgelerin tamamının ortaya çıkmasını beklemeliyiz, orada İsrail hakkında yazılıp çizilenleri görmeliyiz. Bekleyip göreceğiz...

Facebook ve Twitter siteleri  ya da kişisel blog'lar; "İletişimde Demokratikleşme" sürecini başlattı denilebilir mi? 

Bir ölçüde evet. Bu tür katkıları var. Sosyal medya, dünyada da  yeni sayılır. Türkiye bu duruma genç nüfusuyla hızla adapte olan ülkelerden biri. Bu da yeni Türkiye’nin tezahürlerinden birisi. İçine kapanmış; kabuğuna çekilmiş, konuşmayan-konuşamayan bir Türkiye'den; herkesin, herkesle, her şekilde konuşabildiği bir Türkiye'ye geçilmesi bağlamında evet işin demokratikleşme boyutu vardır...

Twitter kullanımı konusundaki tutumunuz nedir?

Bir arkadaşım, beni de biraz da ‘silah zoruyla’ twitter’e dahil etti, ama bu işin bana göre olmadığı çok açık. Twitter'da anlık ileti yazımını biraz teşhircilikle ilişkilendiriyorum. Bunu yazılan çizilen şeylerin içeriğine bakarak söylüyorum. Oraya “Biz şu anda Batur'la röportaj yapıyoruz...” yazdım diyelim. Ee? Ne bu şimdi!? İnsanların galiba çok vakti var, ya da vakit sorunu olmasa bile nedir yani, bu içerikte bir haberleşmeyi anlamıyorum. ‘Şu filmi seyrettim, keşke seyretmeseydim, çok kötüydü. Ben yatıyorum artık’ diye mesaj yazıyor adam!?

Üzerinde çalıştığınız yeni proje nedir? Tezgâhta ne var?

Bugünlerde ağırlıklı olarak El Cezire Türk'ün kuruluş çalışmaları tüm zamanımı alıyor. Ancak ikinci kitaba da hazırlanıyorum yavaş yavaş. Bu defa yine Türk siyasetiyle; dış politika boyutu da olan daha ama daha çok iç siyasetle ilgili bir çalışma olacak. 

Gürkan Zengin Kimdir?
   
1968'de Ankara’da doğdu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra gazeteciliğe 1989’da TRT haber merkezinde başladı. Ardından Türkiye'nin ilk özel televizyonu  MAGIC BOX - STAR 1'in ilk muhabirlerinden biri oldu. Daha sonra ATV 'nin kuruluş kadrosu içinde yer aldı. Sonrasında BRT'nin Ankara bürosunu kuran isim oldu. İlerleyen zaman içinde CNN TÜRK haber merkezine geçerek, 10 yıl boyunca ‘Editör’ programını hazırlayıp sundu. Bir sonraki adresiyse 24 kanalı oldu. Zengin; şu günlerde, El Cezire Türk'ün haber, spor ve ekonomi birimlerinin başında  Haber Direktörü  olarak meslek hayatını sürdürüyor. İnkılâp Yayınları'ndan çıkan “HOCA-Türk Dış Politikasında 'Davutoğlu Etkisi'” kitabının yazarı. Gazeteci Arzu Zengin'le evli ve iki çocuk babası.

 

10 Ocak 2011 10:17