İdealleri olmayanların ‘reel korkuları’ olur!

Yıllardır gazetelerde ve televizyonlarda takip ettiğimiz Gürkan Zengin mühim bir iş yapmış. Gürkan’ın Türk Dış Politikası’nda ‘Davutoğlu Etkisi’: Hoca başlıkla kitabından söz ediyorum. Yoğun çalışma temposunda dikkatle okumaya çalışıyorum. Benim de haber masasında bizzat tanıklık ettiğim Türk dış politikasının son 10 yılına dair son derece çarpıcı bir izlek sunuyor. Kitapla ilgili daha sonra kapsamlı bir değerlendirme yapmak elzem. Zira bilinmeyen pek çok detayın yanı sıra ‘ayırdına varılamayan’ hataları çok şık yansıtıyor.

Fakat bu seferlik yukarıdaki yazımda anlatmaya çalıştığım Türkiye’nin dünyadaki yerini algılama meselesi için referans olduğunu düşündüğüm iki alıntıyı aktarmak istiyorum kitaptan. Birisi 1990’ların sonunda Dışişleri Bakanlığı yapmış merhum İsmail Cem’e ait. Ortadoğu’ya farklı gözle bakmış, Yunanistan’la yeni açılımlara soyunurken çok eleştirilmiş ve bir açıdan konjonktüre kurban olmuş bir isim Cem. Diğeri de tahmin edileceği gibi Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na… Vakti zamanında çok da dikkat etmediğim için hayıflandığım türden alıntılar.

İSMAİL CEM:
“Günümüz Türkiyesi’nin tarihteki Tanzimat teslimiyetçiliği ile dış siyaset yapmasını kimse beklemesin; ne hükümetimizden ne bakanlığımızdan ne de benden. Böyle bir yaklaşımı bizden yabancılar beklemiyor, böyle bir talepleri de yok. Ama kendi içimizde bu zihniyet bazen uç verebiliyor. Ben bunu uzun tarihinin hiçbir kesitinde sömürge konumuna düşmemiş bir ülkede, nasıl olmuşsa bazı diğmalara yerleşebilmiş bir ‘sömürge zihniyeti’ olarak tanımlamaktayım. Biz kendimize sömürge benzeri davranışları yakıştırırsak, başkalarından da sömürge muamelesi görürüz.”
(İsmail Cem, Türkiye, Avrupa, Avrasya-2. Cilt, Türkiye İş Bankası Yayınları)

AHMET DAVUTOĞLU:
“Bu kimliksiz seçkinler, kritik dönemlerde ön plana çıkıp belirleyici olmaktan çok, fark edilmemeye ve inisiyatif kullanmamaya şartlanmışlardır. Ülkelerini dünya gündeminde etkin bir konumda tutmak yeni mesuliyetler getireceği için edilgen olmayı daha emin ve risksiz bir siyaset olarak görürler. Davranışlarına, saygı görmenin getireceği mesuliyetlerden kaçınmak ile kale alınmamaktan korkmak arasında gidip gelen ürkek bir tavır hakimdir. Risk korkusuyla, kendi potansiyel güçlerinin dalgasını arkalarına almaktansa, başkalarının reel güçlerinin akıntıları doğrultusunda yüzmeyi daha emin görürler. Onlar için tarihin birikimi değil, ‘faturası’, coğrafyanın stratejik potansiyeli ve zenginliği değil, büyük oyunların oyuncularına sunulacak kozları vardır.”
(Ahmet Davutoğlu, Stratejik Derinlik, 17. Baskı, Küre Yayınları, İstanbul, Ekim 2004, S.33-34)
.