KİM TUTAR İRAN’I?

 

Türk dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu, 30 saatlik Tahran ziyaretinde İranlılarla 25 saat müzakere etti.Türkiye’nin Tahran’a verdiği mesaj açıktı.Bölgede mezhep farklılığı üzerinden siyaset yürütmeyin, bu ne İran’ın ne de bölgenin çıkarına.Daha açık ifadeyle mesaj şuydu: Irak’ta  Nuri El Maliki’nin; Suriye’de Beşar Esed’in tuttuğu yol yanlıştır,bu yolda onları cesaretlendirmeyin.  
İran, Amerika’nın Irak’ı işgalinden bu yana muzzam boyutlarda bir özgüven patlaması yaşıyor. Irak’taki karar mekanizmalarında bugün  en etkili dış faktör İran’dır. Bağdat’ta  ipleri Tahran tarafından tutulan bir Şii başbakan var.          
Amerikalı siyonist neo-conların Irak’ı  altın tepside İran’a teslim etmiş olmaları son yıllardaki en büyük  ‘stratejik körlük’   olarak dünya diplomasi tarihine geçti bile. 
Şii Başbakan Maliki, İran’dan aldığı destekle  Bağdat’ta  bir süredir ‘züccaciye dükkanına giren fil gibi’ hareket ediyor. Cumhurbaşkanı yardımcısı Tarık El Haşimi’den başlayarak Sünni  siyasetçileri birer birer sistemin dışına itiyor. Davutoğlu’nun Tahran’da temaslarına başladığı saatlerde  tepki olarak istifa eden  Sünni bakanların yerine yeni isimleri atamaktan çekinmiyordu. Neyseki –muhtemelen yine Tahran’da gelen talimatla İrakiyeli Sünni bakanlar yerlerine dönmeye ikna edilebildi. Ama halen Sünni Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El Haşimi, Kürt bölgesinde ‘sürgünde’.
Suriye’de de Beşar Esed, son  altı aydır  dört binden fazla  insanı Tahran’ın desteğine güvenerek  katlediyor. 
Ahmet Davutoğlu, “İran gibi köklü geleneği olan bir ülkenin tek refleksinin mezhep refleksi olamayacağını” söylüyor. Doğrudur. Ama bu aralar ‘mezhep refleksiyle’ hareket etmenin İran devletine ne büyük imkânlar sağladığı da ortada.
Görünen o ki, hem komşu Irak’taki gelişmeleri yönlendiren  hem de Şam’daki rejimin arkasında duran tek bölgesel güç olarak  öne çıkan İran’da  şu anda Türkiye’nin telkinlerine olumlu yaklaşacak bir stratejik  akıl yok. Türkiye’nin bu taleplerinin İran’ın bir kulağından girip ötekinden çıkmış olması kuvvvetle muhtemel.
İran,müdahale tehditlerle, yaptırım kararlarıyla vs terbiye edilebilecek bir ülke değildir. Uluslararası sistemin bunu çoktandır anlamış olması gerekirdi.Hele de Ruslar, Körfez’de yükselen gerilimi, petrol fiyatlarının artacak olması sebebiyle kazanacakları paraları düşünüp ellerini ovuşturur vaziyette seyrederken.
İran’da aklı selimin galebe çalmasını sağlayacak tek gelişme Şam’daki Esed rejimini artık koruyamayacağını anlamasıdır ki o da yakın bir vadede mümkün görünmüyor.Eğer Suriye rejimi devrilirse İran mâkul bir çizgiye çekilebilir. 
Ve ancak bu şekilde çekilebilir. 

Türk dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu, 30 saatlik Tahran ziyaretinde İranlılarla 25 saat müzakere etti.Türkiye’nin Tahran’a verdiği mesaj açıktı.Bölgede mezhep farklılığı üzerinden siyaset yürütmeyin, bu ne İran’ın ne de bölgenin çıkarına.Daha açık ifadeyle mesaj şuydu: Irak’ta  Nuri El Maliki’nin; Suriye’de Beşar Esed’in tuttuğu yol yanlıştır,bu yolda onları cesaretlendirmeyin.

İran, Amerika’nın Irak’ı işgalinden bu yana muazzam boyutlarda bir özgüven patlaması yaşıyor. Irak’taki karar mekanizmalarında bugün  en etkili dış faktör İran’dır. Bağdat’ta  ipleri Tahran tarafından tutulan bir Şii başbakan var.          

Amerikalı siyonist neo-conların Irak’ı  altın tepside İran’a teslim etmiş olmaları son yıllardaki en büyük  ‘stratejik körlük’   olarak dünya diplomasi tarihine geçti bile. 

Şii Başbakan Maliki, İran’dan aldığı destekle  Bağdat’ta  bir süredir ‘züccaciye dükkanına giren fil gibi’ hareket ediyor. Cumhurbaşkanı yardımcısı Tarık El Haşimi’den başlayarak Sünni  siyasetçileri birer birer sistemin dışına itiyor. Davutoğlu’nun Tahran’da temaslarına başladığı saatlerde  tepki olarak istifa eden  Sünni bakanların yerine yeni isimleri atamaktan çekinmiyordu. Neyseki –muhtemelen yine Tahran’da gelen talimatla İrakiyeli Sünni bakanlar yerlerine dönmeye ikna edilebildi. Ama halen Sünni Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El Haşimi, Kürt bölgesinde ‘sürgünde’.
Suriye’de de Beşar Esed, son  altı aydır  dört binden fazla  insanı Tahran’ın desteğine güvenerek  katlediyor. 

Ahmet Davutoğlu, “İran gibi köklü geleneği olan bir ülkenin tek refleksinin mezhep refleksi olamayacağını” söylüyor. Doğrudur. Ama bu aralar ‘mezhep refleksiyle’ hareket etmenin İran devletine ne büyük imkânlar sağladığı da ortada.

Görünen o ki, hem komşu Irak’taki gelişmeleri yönlendiren  hem de Şam’daki rejimin arkasında duran tek bölgesel güç olarak  öne çıkan İran’da  şu anda Türkiye’nin telkinlerine olumlu yaklaşacak bir stratejik akıl yok. Türkiye’nin bu taleplerinin İran’ın bir kulağından girip ötekinden çıkmış olması kuvvvetle muhtemel.

İran,müdahale tehditlerle, yaptırım kararlarıyla vs terbiye edilebilecek bir ülke değildir. Uluslararası sistemin bunu çoktandır anlamış olması gerekirdi.Hele de Ruslar, Körfez’de yükselen gerilimi, petrol fiyatlarının artacak olması sebebiyle kazanacakları paraları düşünüp ellerini ovuşturur vaziyette seyrederken.

İran’da aklı selimin galebe çalmasını sağlayacak tek gelişme Şam’daki Esed rejimini artık koruyamayacağını anlamasıdır ki o da yakın bir vadede mümkün görünmüyor.Eğer Suriye rejimi devrilirse İran mâkul bir çizgiye çekilebilir. 
Ve ancak bu şekilde çekilebilir. 

08.01.2012
Gürkan Zengin