Saklı Tarihin Adsız Kahramanı

 
Ahmet Davutoğlu'nun hem özel yaşamı hem de Türk dış politikasına etkilerinin anlatıldığı, Gürkan Zengin imzasını taşıyan "Hoca" Kitabı raflardaki yerini aldı.. 
 
 
Gürkan Zengin 2010’a veda ettiğimiz şu günlerde yılın golünü attı; Hoca! Özelde Ahmet Davutoğlu’nun genelde ise Türk Dış Politikasının son sekiz yılının tüm ayrıntılarıyla anlatıldığı bir kitap “Hoca”. Gürkan Zengin geçmişte Editör Programında ve sonrasında yeni kanalında güzel işler başarmış bir gazeteci. Basın dünyasının önemli handikaplarından biridir sıkı kitap yazamamak! Lakin Gürkan Zengin bu alışkanlığı adeta yerle bir etmiş diyebilirim. Çünkü, “Hoca; Türk Dış Politikasında Davutoğlu Etkisi” isimli son çalışması yoğun bir emeğin mahsulü. Yılların verdiği tecrübeyi oldukça akıcı bir üslup ve çağa not düşülen önemli tespitleriyle perçinlemeyi başarmış Gürkan Zengin.

Bir Kitap

Kitap yirmi bölümden oluşuyor ve her bölümü bir sonraki bölümün temellerini oluşturan bilgilerle bezenmiş. Ahmet Davutoğlu’nu çocukluğundan, ailesinden, doğduğu çevreden başlayarak anlatan kitap Davutoğlu gerçeğini anlamamız için gerekli olan ipuçları ile dolu. Konya Taşkent’te başlayan bir hayatın büyük aile içinde evrilen her kademesinde bambaşka hatıralar ve bambaşka dersler gizli. Bir Hoca, bir stratejist, bir filozof, bir mekan tutkunu, bir iyimser, bir realist ve sıkı bir vatan aşığı olarak Davutoğlu’nun portresini ele alan kitap Davutoğlu’nun değişik zamanlarda başından geçen olayları da aktarıyor. Babaannesi Hacıkızebe’nin dualarıyla çıkılan bu yolda Davutoğlu’nu kemale erdiren her idiyse onu anlamlandırmaya çalışan bir biyografi denemesi de diyebiliriz bu kitaba.

İyi Bir Hoca!

Peki nasıl oldu da “Nasıl ölmek istersiniz?” sorusuna “Ders verirken” cevabını verecek kadar öğrencilerine düşkün olan bir akademisyen beklenmeyen bir şekilde devletin en önemli birimlerinden birinin başına geçiverdi. Hem ailesine hem de mesleğine aşık bir insandan bahsediyoruz. Siyasetten fazla hazzetmeyen ama bir yandan da sorumluluktan kaçmayan bir insan olan Davutoğlu. 2002 yılında Ak Partinin iktidara gelmesiyle birlikte Dış Politikaya yön vermek üzere hem Abdullah Gül hem de Tayyip Erdoğan tarafından ikna edilerek ve türlü garantiler verilerek getirildiği Dış Politika Danışmanlığında adeta tek adam konumuna yükselmiştir. Sessiz sedasız girdiği bu yolda zaman içinde ürettiği politikalar ve ortaya koyduğu özgün duruş ile pek çok batı ülkesinin kara listesine girmeyi başarmış olan Davutoğlu geçen altı yılın ardından nihayet Dış İşleri Bakanı olarak kabineye girmek durumunda kalmıştır. Bu zorundalık Ahmet Davutoğlu’nun özellikle özgün bir dış politika oluşturmak hususundaki engin birikimi ve alanında kendini yetiştirmiş benzersiz bir akademisyen olmasından ileri gelmektedir.

Medeniyet

“Medine bir mekân olarak doğmuştur belki ama ondan sonraki şehirlerin hepsi Medine’nin farklı yansımalarıdır” diyen ve İslam Medeniyeti algılamasını kendi süzgecinden geçirerek aktaran Davutoğlu için İslam, bir vesaireden ibaret değildir. “Birisi bana dünyanın, insanın, kendimin varoluşuyla ilgili daha iyi bir alternatif getirsin, bana anlamlı gelsin, inancıma meydan okurum. Bugüne kadar inancıma meydan okuyan çok şeyler okudum. Ama sonunda geldiğim nokta bu” diyen bir mütefekkir mümindir O.

 Öldü mü Babam!

Yoğun iş temposunun tam ortasında, Başbakan ile yaptığı önemli görüşmenin arasında bir haber alır Davutoğlu; babasının da içinde bulunduğu araç Konya’da kaza yapmıştır. Haberi duyan Davutoğlu hemen sorar; – Öldü mü babam?    - Hayır, Efendim, haber yok henüz, ilgileniyoruz.

Görüşmeye devam ederler lakin biraz sonra özel kalem müdürü tekrar girer odaya ve Başbakanın kulağına eğilerek bir şeyler söyler. O sıra Davutoğlu’nun içine bir ateş düşer. Başbakan Davutoğlu’na döner ve şöyle der; - Başınız sağolsun Hocam! Davutoğlu’nun ağzından ise şu sözler dökülür; - İnna lillahi ve inna ileyhi raciun!

Odasına geçip iki rekat namaz kılar ve sonra memleketi Konya’ya hareket eder...

 Sorular ve Cevapları


Taraf Gazetesinin Hoca’yla yaptığı bir röportajdan O’nun hayata bakışını yansıtan pek çok soruya cevap bulabiliyoruz.  “Sizce mutsuzluğun tanımı nedir?” sorusuna “varoluşuna anlam verememek” cevabını veren Davutoğlu bu konuda şöyle der; “ Samimi bir şekilde inandığım zaman inancımı yaşarım. Ya inanmam ya da inandığımda inancımı yaşarım. Mesela namazımı hakkıyla kıldığımda varoluşuma anlam katmış olurum” Taraf Gazetesinin Hoca’ya sorduğu sorulardan biri de “Öldüğünüzde cennete giderseniz, Tanrı’nın kapıda size ne söylemesini istersiniz?” Hoca’nın verdiği cevap şu olur; “ Dağların üstlenilmekten çekindiği emanetin hakkını verdin ya kulum! Cemalimle varlığın ezeli ve ebedi anlamını keşfedebilirsin.” …

 

Bakanlığa Giden Yol

Bakanlığa giden yolu Hoca kısaca şöyle özetler; “Stratejik Derinlik” kitabını yazarken içinden çıktığım millete olan borcumu ödediğimi düşünüyordum. Sadece Türkiye’de yaşayan vatandaşlarımıza değil, tarihi sorumluluk alanı içinde olduğunu düşündüğüm komşu ülkelere ve tüm insanlığa bir borç ödemesiydi bu. Kitabı yazarken, bu düşünceleri danışman ya da bakan olarak hayata geçirebileceğimi düşünmemiştim. O teoriden birileri istifade eder diye düşünmüştüm. Tarih, bu sorumluluğu fiilen yaşama vakası ile beni karşı karşıya bıraktı”  Gürkan Zengin bu bölümü şu ifadesiyle bitirmiş; “ Ahmet Davutoğlu, önce danışman sonra bakan olarak Gül ve Erdoğan hükümetlerini dış politikanın karanlık dehlizlerinden çıkartan adam oldu”

 Önemli Ayrıntılar


Kitapta bunların dışında daha pek çok konunun ayrıntıları yer alıyor. 2003 yılında başlayan Irak işgali öncesinde ve sonrasında yaşananlar, İsrail ile ilişkiler, Mavi Marmara olayının geri planda yaşanan bütün ayrıntıları, Kıbrıs Sorunu, Tika çalışmaları, İran ile ilişkiler, Kafkasya politikaları, Rusya ile ilişkiler, Afrika yılı, Filistin meselesi, Obama öncesi ve sonrası ABD ile ilişkiler, Kürt açılımı, Bosna ve daha pek çok konudaki perde gerisinde yaşananlar yalın ve akıcı bir üslupla ortaya konuyor.

Gürkan Zengin’in kaleme aldığı ve kahramanı değerli bir Hoca olan bu kitabı baştan sona okumadan son sekiz yılı eksik değerlendiririz diye düşünüyorum. Toplamda 470 sayfa olan bu kitabı edinmenizi ve satır satır okumanızı tavsiye ediyorum.

Yunus Emre ALTUNTAŞ, 31 Aralık 2010

HaberKültür.Net