Taşkent'ten dünyaya yolculuk

Mehmet Nuri Yardım

Üç yıl önce Türk basın ve fikir hayatının seçkin isimlerinden Mehmet Emin Alpkan için ESKADER olarak bir toplantı yapmıştık. O gün Alpkan’ı kadîm dostu İrfan Atagün ile birlikte anmıştık. Alpkan ve Atagün aileleri uzun bir aradan sonra yine bir araya gelmiş, hasretlikleri giderilmiş, muhabbetler tazelenmişti. Konuşmaların yapıldığı salondaki program sona erince dışarıda sergiler gezilmiş, hâtıra fotoğrafları çekilmişti. O gün yapılan konuşmalar arasında en çok takdir göreni Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nunkiydi.
Dışişleri Bakanı olarak içerde ve dışarıda büyük takdir gören, hizmetleri alkışlanan Davutoğlu’nu daha önceden de Bilim Sanat Vakfı’nda birkaç sefer dinleme fırsatı bulmuştum. O muhtevalı konuşmalar bize ufuk turu yaptırmış, tahlilleri üzerinde bir hayli düşünmüştüm. Stratejik Derinlik kitabı mâlum. Türkiye’nin Dış politikasını ilgilendiren son derece mühim bir eser. Bu alanda yetişmiş en değerli siyaset adamlarımızdan biri olan Davutoğlu, kitapta olayların perde arkasını aralıyor, uzak görüşlülüğüyle gelecekte karşılaşılacak meselelere şimdiden işaret ediyor. Bu bakımdan eser, okuyucuya bambaşka ve yepyeni ufuklar açmaktadır. Batıyı iyi bilen, Doğunun hassasiyetlerine vâkıf olan Davutoğlu, Ortadoğu, Kafkaslar ve Balkanlar’daki ülkeler ve insanlarla olan asgari müştereklerimize dikkat çekiyor. Her üçü ile de sağlam bağlarımız bulunduğunu hatırlatıyor ve Türkiye’nin aslî misyonunu şekillendirmeye çalışıyor. Son sekiz yıldan beri mevcut hükümette müsteşar ve bakan olarak bulunan Davutoğlu eserindeki görüşlerini bir bakıma hayata geçiriyor.
Davutoğlu, küreselleşen dünyada, istikrarlı bir dış politika ile kalıcı bir iç ve dış siyasetle yapılabilecek işlerin mevcudiyetine temas ediyor. Göreve başladığı zamandan beri Türkiye’nin dış politikasında sağlam ve emin adımlarla yürümemize vesile olan ve bu konuda geceli gündüzlü çalışarak bir bakıma ülkenin itibarı için canla başla çalışan Davutoğlu hakkında değerli gazeteci Gürkan Zengin önemli bir kitap yazdı. Hoca isimli eserin alt başlığı Türk Dış Politikası’nda ‘Davutoğlu Etkisi’ adını taşıyor.
Gürkan Zengin, kitabın sunuşunda şöyle diyor:
“Ben bir akademisyen değilim, dolayısıyla bu kitap da bir bilimsel çalışma değil. Bu kitap, bir gazetecinin son sekiz yılda Türk Dış Politikası’nda en kritik rolü oynayan kişiyi tanıma çabası ve uygulanan politikaları anlama gayreti olarak görülmeli.”
Zengin, Bakan Davutoğlu’nun gazete ve televizyonlara yaptığı açıklamalardan yararlandığı gibi, “Hoca”yı yakından tanıyan bürokratlardan, hariciyecilerden, dostlarından, yakınlarından, talebelerinden ve yakın çevresinden de istifade etmiştir. Dolayısıyla yakın tanıkların gözüyle kaleme alınmış bir eser ile karşı karşıyayız. Ve bundan dolayı metin son derece inandırıcı ve gerçekçidir.
Önce kitabın kahramanı olan Davutoğlu’nun babaanne duası aldığını söylemek lâzım. Nine Hacıkızebe, torunu Ahmet için şöyle dua edermiş: “Kuzum, sen bir büyük adam olasın, dünyalar ayağına gele, herkes sana akıl danışa.” Bu dua yaradan tarafından kabul edilmiş midir, dersiniz? Bence edilmiştir. Bugün Ortadoğu’da, Balkanlar’da, Asya’da ve Avrupa’da bazı kararlar alınırken Türkiye’ye danışılmıyor mu, Dışişlerimize sorulmuyor mu?
Mehmet Emin Alpkan hakkında yazdığım yazıda “Taşkent’ten Gelen Adam” demiştim. Konya’nın Taşkent’i aslında Asya’nın Taşkent’i ile bir bakıma ruh ikizi. Her iki beldenin sâkinleri, aynı hissi, aynı heyecanı, aynı ideali ve aynı inancı taşıyor. Ahmet Davutoğlu, bir mülâkatta doğup büyüdüğü Taşkent’i, bu topraklardaki ‘Kıble Kayası’nı şöyle anlatıyor:
“Bu dağlar mekânın duygusunu yansıtır. ‘Kıble Kayası’ bizim evden böyle heybetli şekilde görüldüğü zaman, oraya bakarak kâinatı düşünürdüm. Tabiatı, doğa bilincini ve evrenin yaradılışındaki sırları ve bir çok şeyi ilk kez, özellikle karanlıkta bu heybetli kayalıkların arasından geçerken tefekkür etmişimdir. Bütün bunların içinde bir kişi olarak kendi ben’inizi idrak edersiniz ve bu ben idrâkinin arkasındaki gücü aramaya başlarsınız.” (s. 27, Ahmet Davutoğlu, Başkent Kulisi, Röp: MehmetAcet, Kanal 7, 9 Ağustos 2009)
Eserin on sayfadan oluşan birinci bölümü tamamen çocukluk çağına ait. Bilmiyorum sayın bakanımız hâtıralarını yazıyor mu? İnşallah bir gün bunları kaleme alır ve Kıble Kayası’ndan başlayarak bütünüyle çocukluğunda yaşadığı iklimi, aile muhitini ve o güzel çevreyi anlatır. Hâtırat edebiyatımızın böyle bir eserle zenginleşeceğini düşünüyorum. Çünkü bugün Davutoğlu’nda şahit olduğumuz birikimin, kültürün, zenginliğin temelinin ben Taşkent’te atıldığını düşünüyorum. Elbette tahsilin, daha sonra Ankara’daki ve İstanbul’daki çevrenin tesiri var, ama bence maya önce Taşkent’te çalınmıştır.
487 sayfalık eser bir bakıma fikir hayatımızın aynası, bir yönüyle de hariciyecimizin gerçek bir fotoğrafı görünümünde. Tam 20 bölüm. Bunlardan bazıları şu isimleri taşıyor: “İdealler ve Yüzleşmeler”, “Savaşa Karşı Durmak”, “Türkiye Eksen mi Değiştiriyor?”, “100 Yıl Sonra Ortadoğu’ya Dönüş”, “Kıbrıs’ta Barbaros Hamleleri”, “Ruslarla Dans ve Kafkasya’da Barış Arayışları”, “Merhaba Rumeli”, “Afrika Açılımı”… Aslında her başlık ve her bölüm bir ayrı kitabı oluşturabilecek zenginlikte ve derinlikte…
Kitabı okurken Türkiye’nin nereden nereye geldiğini görüyor, sağlam siyasetçilerle ülkenin dünyada nasıl irtifa ve itibar kazanmaya başladığımızı gözlemliyorsunuz.
Doğrusu Gürkan Zengin, güçlü bir kişiliğin biyografisini yazarken zor bir işin altına girmiş ama üstesinden de hakkıyla gelmiş. Belki de Demokrat Parti’nin şehit Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’dan sonra gelmiş ikinci farklı bir bakan portresi ile karşı karşıyayız. Öncelikle milletinin kazanımlarını ve tercihlerini öne alan, bu konuda pervasız bir siyaset adamı görevinin başında…
Bugüne kadar bir çok önemli ve hayırlı kararda imzası olan, milletimizin gözbebeği Ahmet Davutoğlu’na sağlıklı ve bereketli bir ömür diliyor, Gürkan Zengin’i de bu değerli eserinden dolayı kutluyorum. Yazımı kitabın arka kapağında okuduğum şu anlamlı satırlarla bitirmek istiyorum:
“Ahmet Davutoğlu, Iraklı Sünni grupları seçimlere girmeye ikna etmeye çalışıyordu. Onu dinleyen Iraklılar arasında en köklü Sünni Arap aşiretlerinden Ubeydiye’nin yaşı ilerlemiş lideri de vardı. İhtiyar aşiret reisi Davutoğlu’nun konuşmasını gözyaşları içinde dinledikten sonra ayağa kalktı ve yanındakilere şöyle dedi:
- Bu adamı dinleyeceksiniz, bu adam bir Bağdatlı gibi konuşuyor!...”
(İnkılâp Yayınları, Çobançeşme Mah. Sanayi Cad. Altay Sk. No. 8 34196 Yenibosna/İstanbul Tel. 0 (212) 4961111 Faks: 0 (212) 4961112 posta@inkila.com www.inkilap.com)