Televizyon başlamadı belki ama habercilik başladı

Televizyon başlamadı belki ama habercilik başladı

 

Yaklaşık üç yıldır ‘kuluçka’ döneminde olan Al Jazeera Türkiye, geride bıraktığımız Ocak ayı sonunda internet sitesi, e-dergi ve sosyal medya hesaplarıyla faaliyete başladı.
Al Jazeera Türkiye’nin Haber Direktörü Gürkan Zengin’e geçtiğimiz üç yılda yayın organının başından geçenleri ve gelecek planlarını sorduk.
Niye bu kadar uzun sürdü?
Yaklaşık 2,5 – 3 yıl oldu. Bir sürü talihsizlik de yaşandı. Süreç geciktikçe gecikti. Bir bina maceramız var. Yayın yapılacak binaya ilişkin kriterler, teknik standartlar hakikaten çok önemsendi. Tavan yükseklikleri, sütun aralıkları, stüdyonun çapı, lokasyon… Bütün bunlara uygun binanın bulunması çok uzun zaman aldı.
Sıfırdan yapılsa öyle bir bina üç yılda biterdi herhalde?
Elbette canım, ama “Buluruz herhalde” dedik. “Üç ayda bulamadık beşinci ayda buluruz” dedik. Evet, çoktan biterdi. Ama üç yılda sadece bu sorun yaşanmadı tabii. Bu üç yılın içinde Doha’da bir dönem yönetim değişikliği yaşandı. İstanbul’da yönetim değişiklikleri yaşandı. O değişiklikler de süreci yavaşlattı açıkçası. Bir de Al Jazeera America projesinda bazı öncelikler devreye girdi. Doha’daki bütün karar vericiler bu büyük projeye yöneldiler. O da bizi geciktirdi.
Al Jazeera Türkiye: Televizyon başlamadı belki ama habercilik başladı 
Nihayetinde o bina bulundu, alındı. Topkapı’da. Ana binamız ve yayın yapacağımız yer, beş katlı, müstakil, standartlara uygun. Şu anda içinde çalışmalar yapılıyor.
Ne zaman hazır olur?
Türkiye’de standartları belirleyecek olan, son derece şık, modern bir yayın merkezi inşa ediliyor orada. Bu senenin sonu ya da Ocak – Şubat gibi görünüyor televizyonun yayına başlaması.
Habercilik bir tatmin işi. 2,5-3 senedir nasıl tutuyorsunuz bu ekibi?
Haber merkezi çalışanları ve yöneticilerine dışarıdan bakıldığında “2,5 senedir yatıyorsunuz” şeklinde hafif alaylı değerlendirmeler yapılıyordu. Dışı sizi yakar içi bizi yakar derler ya. Al Jazeera markası altındayız, Arap Baharı patlamış, Mübarekler, Kaddafiler devrilmiş, karşı devrimler olmuş. Biz Al Jazeera Türk çalışanları bütün bu sürecin dışında kaldık.
Bu zaman zarfında bizi kurtaran, Al Jazeera English, Al Jazeera Arabic ve Al Jazeera Balkan’a haber operasyonlarında destek vermek oldu. Arkadaşlarımız sahaya indi. Bir başka güzel uygulama da arkadaşlarımızın pek çoğunu üçer aylığına Doha’daki merkeze göndermemiz oldu. Al Jazeera America gündeme geldiğinde Al Jazeera English’te haberci ihtiyacı doğdu. Burada da o desteği verebilecek nitelikte arkadaşlarımız vardı. Üçer aylığına Doha’da çeşitli birimlerde mesaiye girdiler. Hatta içimizden biri de artık Al Jazeera English’in personeli olarak orada kaldı.
Geride bıraktığımız 2 – 2,5 yıl bu tarz çalışmalarla geçti ama yine de acı veren bir dönemdi. Çok sıkıldığımız, çok bunaldığımız dönemler oldu. Sektörden uzak kalmak, haberden uzak kalmak herkes için buhrandı. Online bu sorunumuzu çözüyor. Televizyon başlamıyor belki ama habercilik başlıyor.
Avantajı oldu mu bu gecikmenin?
Ekibin birbirini daha iyi tanıması ve bazı konuların içselleştirilmesi anlamında evet, ama sonuçta dezavantajları daha çoktu.
Sirkülasyon anlamında içeride durum ne?
Hiç sirkülasyon yaşamadık diyebilirim. Bir iki arkadaşımız ayrıldı, son dönemde de biz bazı arkadaşlarımızla yollarımızı ayırdık. Haber merkezimizin yüzde 90′ı ilk günden beri burada. Ben bu durumu ağırlıklı olarak Al Jazeera markasına olan güvenlerine ve inançlarına bağlıyorum. Türkiye’de haberciliğin doğru yapılacağı yerlerden biri olduğunu herkes biliyor.
Aljazeera.com.tr’yi niye takip edelim, farkı ne?
Birincisi mesleğin ilkelerine sıkı sıkıya bağlı olan bir haber merkezi burası. Yalan dolan iş çıkmaz bu haber merkezinden. Abartılı ifadeler, gereksiz sıfatlar, reyting için atılan taklalar… Bunlar biz de yok. Doğruluk, tarafsızlık ve insan odaklı bir yayıncılık temel prensiplerimiz. Bu sözlerin altını dolduracak bir finansal ve siyasal bağımsızlığımız var.
“Haber dediğimiz şey biz gazetecilere ait bir şey değildir, o halkın malıdır”
Toplumdaki muazzam kutuplaşma aynı şekilde medyaya da yansıyor. Tamamen hükümet yanlısı gazeteler, ya da hükümetin yeminli düşmanı yayın organları arasında sıkışmış bir okur ve izleyici kitlesi var. Türkiye’de bir gazeteyi okuyarak ülkede olup biteni anlamak mümkün değil. Al Jazeera’nin bu tabloda apayrı bir yeri olacağını düşünüyorum. Türk basınına bu anlamda yeni bir soluk getireceğiz, taraf tutmadan da habercilik yapılabileceğini kanıtlayacağız. Elbette bir perspektifimiz olacak ama haberin kutsallığına dokunmayacağız, dokunamayız. Haber dediğimiz şey biz gazetecilere ait bir şey değildir, o halkın malıdır.
İkincisi şu: Belki birinci gün değil ama çok da uzun olmayan bir süreçte eğer bu coğrafyada olağanüstü bir oluşum yaşanıyorsa, Al Jazeera Türk önce internet sitesi sonra televizyon olarak Ortadoğu’nun nabzını Türk okuruna/ izleyicisine verebilecek bir kapasiteye sahip olacak. Ben şu an Türkiye’de bu nabzın tutulmadığı kanaatindeyim. Burası Al Jazeera’yse bu coğrafyanın nabzı burada tutulur. Ama elbette asıl olan editoryal ilkelere olan bağlılığımız.
Nasıl? Katar Devleti’nin çeşitli ülkelerde başka yatırımları var…
“Türkiye’de her gazetecinin hayal ettiği özgürlüğe sahibiz”
Evet, Al Jazeera Katar devletince finanse edilen bir network. Kamu kaynaklı ama özel sektör mantığında yönetilen, profesyonelce denetlenen, evrensel gazetecilik ilkelerinden sapamayacak bir yapı. Bu bizi Türkiye’deki ekonomik ilişkilerden reklamverenlerden vb. bağımsız hale getiriyor. Elbette Katar’ın da Türkiye’de bazı yatırımları var, olabilir ama Al Jazeera üzerindeki marka hassasiyeti bütün öteki çıkarların ötesinde görünüyor. Benim şahsi algım böyle. Al Jazeera markasının yıpratılmaması için yüksek bir hassasiyet sergileniyor. Biz aslında Türkiye’de her gazetecinin hayal ettiği özgürlüğe sahibiz. Bu tarihi şansı değerlendirmek niyetindeyiz.
Al Jazeera’de ne görmeyeceğiz, ne olmayacak?
Mesela çıplak kadın fotoğrafı görmeyeceksiniz.
Yarı çıplak falan?
Yarı çıplak da görmeyeceksiniz. Bu durum din ile iman ile ilgili bir durum değil. Biz reyting peşinde koşan bir yapı değiliz, böyle bir önceliğimiz yok. Biz etki, nüfûz ve itibar reytinginin peşindeyiz. Karar vericilerin izlemeden karar alamayacakları bir haber yapılanmasına online olarak başlayıp televizyonla devam edeceğiz.
İnsan odaklı bir dil, insan odaklı bir içerik, insan odaklı bir coverage peşindeyiz. Güç merkezlerinden ziyade insan hikayelerini anlatacağız. Ne kadar başaracağız göreceğiz ama hedef budur.
Biz çok fazla yüksek siyaset konuşan bir ülkeyiz. Ankara krizler üretir. Sonra o krizler içinde boğulur. O krizleri çözmeye çalışır. Sokak göz ardı edilir, çok fazla öne çıkmaz. Oysa insanların sorunları vardır, biz sorunları yansıtacağız. Bu online hazırlık esasen biraz geç başladı, sistemi tam oturttuğumuzda ekonomi haberlerimiz de böyle olacak siyaset haberlerimiz de böyle olacak.
Gelir modeli ne olacak?
Reklam hayatımızın bir parçası olmayacak. Reklam derdimiz yok. Ama hiç reklam yayınlamayacağız demiyoruz. Elbette birtakım prestijli reklamlara girebiliriz ama onların da peşinde koşacak bir reklâm anlayışımız yok.
Bir reklam satış departmanınız var mı?
Şu an yok.
Tamamen Katar devleti mi finanse ediyor?
Tamamen.
Üç yıldır Türkiye’de bir yatırım var ve gelir yok, beklemiyor mu?
Rakamı tam bilemiyorum ama mesela “şu kadar sene sonra kendi masrafınızı karşılayabiliyorsanız benim için uygundur” diyor. Para kazanmak gibi bir dert yok ama ekonomik mantık vardır, bir disiplin için gelir soruyor tabii ki. Ancak kâr etmek gibi bir beklenti yok. Reklam olmayacak demiyoruz, prestijli reklam olacak ve asla içeriğe etki edecek bir şeye girmeyiz, hele ihtiyacımız yokken. Doha’nın yaklaşımı “siz kendi işinize bakın” şeklinde.
Marka olmaya mı çalışıyor Katar?
“Reklam hayatımızın bir parçası olmayacak”
Network’ün bir genişleme stratejisi var. Al Jazeera, markasını geniş coğrafyalara yaymaya çalışıyor. Türkçe, bir Lingua Franca. Türkiye’de 76 milyon insan var. Almanya’da 3, bütün Avrupa’da 4 milyon Türk var. Balkanlar, Akdeniz çanağı, Kıbrıs, Bulgaristan, Irak’ta birkaç milyon Türkçe konuşan insan var. Halep’te ve Suriye’nin bazı bölgelerinde önemli bir Türkmen nüfusu var. Azerbaycan’da 8 milyondan fazla, İran coğrafyasında 25-30 milyon civarında, belki daha fazla insan Türkçe konuşuyor ve anlıyor. Orta Asya, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde de Türkçe konuşan insanlar var.
Yani Avrupa’nın kuzeyinden Çin sınırına kadar Türkçe konuşarak gidebilirsiniz. Bu marka 140 milyon civarında insanın gözünde pozitif bir marka olarak oturacak. Eğer siz bu marka üzerinden bir itibar yaratıyorsanız, bir soft power olabiliyorsanız, bu Al Jazeera yönetimi açısından önemli bir şeydir. Bunun ekonomik ve siyasi mantığı da bu. Gidip bu kanalı İsveç’te Norveç’te kurup o dillerde yayın yapacak değillerdi. Türkçe önemliydi, bu dilin merkezi de Türkiye’dir, İstanbul’dur.
Türk hükümetinin Arap devletleriyle yakınlığı ortada. Bağımsızlık konusunda kafalarda soru işaretleri doğabilir.
Geçen sene Al Jazeera’yle ilgili bir algı araştırması yaptık. Bu konuda değil ama şöyle sonuçlar geldi: adımız Al Jazeera, logomuz Arap harflerinden olduğu için “bu kanal İslamcı bir kanal, beş vakit ezan okunacak, mevlit yayını yapılacak” diye düşünen bir kesim var. Bir kesim “bu kanal hükümetin yanında yer alacak, zaten Katar’la hükümetin ilişkileri iyi” diyor. Bir kesim “bu kanal radikal bir kanal” diyor. Böyle 5-6 algı var ve hiçbiri doğru değil. İnsanlar bir süre sonra Al Jazeera’nın ne olup ne olmadığını görecekler, siyasetçileri veya her çeşidinden güç odaklı yapılar bizden hazzetmeyebilir ama halkın büyük bir kesimi Al Jazeera’ye bir teveccüh gösterecektir diye düşünüyorum. Zira bizim temel sloganlarımızdan biri ‘daima halkın yanında’ olmaktır. Öyle olacağız, halkımız bunu çabuk anlar.
Al Jazeera Türkiye: Televizyon başlamadı belki ama habercilik başladı 
Tanıtım stratejisine nasıl yansıyor bu amaç?
Televizyon için belki yaparız ama online aşamasında çok büyük bir tanıtım kampanyasına gerek görmedik. Online için sosyal medya haricinde herhangi bir mecrada olmayacağız. Bir reklam operasyonunu televizyona yönelik olarak düşünüyoruz. Çünkü Al Jazeera’yi tam kapasite devreye sokacak olan televizyonun devreye girişi olacak.
2013′te medyada çok isim çalıştığı yerden koptu. Yolunuz kesişti mi?
Bir iki yazarla değişik formatlar için temasımız oldu. Bu temaslar düzenli olarak köşe yazmaları için değildi, çeşitli formatlarda birlikte çalışabilir miyiz diye baktık. Hâlâ da bakıyoruz.
Al Jazeera Türk’ün sosyal medya hesapları nasıl işleyecek?
Açılışta Facebook, Twitter, Instagram, Youtube ve Tumblr’da varız. İhtiyaca göre kullanacağımız yerler olacak, ses dosyaları için soundcloud gibi. Belki Pinterest’ten bazı diğer şeyleri ekleyebiliriz.
Nereden hangi frekansta paylaşım planlıyorsunuz?
İki tane Twitter hesabımız var. Twitter’da daha sık paylaşım yapacağız, orası daha hızlı akıyor. Facebook’ta sadece özel haberleri paylaşacağız. Ana hesapta siteye ne girse Twitter’da da olacak. Diğer hesapta canlı anlatımlar için eğer önemliyse Başbakan’ın ya da muhalefet liderlerinin bir konuşmasını gireceğiz peş peşe. Onu takip etmek isteyene o hesaptan ileteceğiz. O hesabın takipçisi her zaman daha az olacaktır. Orası biraz daha haberin her ayrıntısını isteyen, kopmak istemeyen kitleye yönelik.

Enes Taşkıran | MediaCat Online 21.Şubat.2014

Röportaj Link : http://www.mediacatonline.com/televizyon-baslamadi-belki-ama-habercilik-basladi

Yaklaşık üç yıldır ‘kuluçka’ döneminde olan Al Jazeera Türkiye, geride bıraktığımız Ocak ayı sonunda internet sitesi, e-dergi ve sosyal medya hesaplarıyla faaliyete başladı.Al Jazeera Türkiye’nin Haber Direktörü Gürkan Zengin’e geçtiğimiz üç yılda yayın organının başından geçenleri ve gelecek planlarını sorduk.

Niye bu kadar uzun sürdü?
Yaklaşık 2,5 – 3 yıl oldu. Bir sürü talihsizlik de yaşandı. Süreç geciktikçe gecikti. Bir bina maceramız var. Yayın yapılacak binaya ilişkin kriterler, teknik standartlar hakikaten çok önemsendi. Tavan yükseklikleri, sütun aralıkları, stüdyonun çapı, lokasyon… Bütün bunlara uygun binanın bulunması çok uzun zaman aldı.

Sıfırdan yapılsa öyle bir bina üç yılda biterdi herhalde?
Elbette canım, ama “Buluruz herhalde” dedik. “Üç ayda bulamadık beşinci ayda buluruz” dedik. Evet, çoktan biterdi. Ama üç yılda sadece bu sorun yaşanmadı tabii. Bu üç yılın içinde Doha’da bir dönem yönetim değişikliği yaşandı. İstanbul’da yönetim değişiklikleri yaşandı. O değişiklikler de süreci yavaşlattı açıkçası. Bir de Al Jazeera America projesinda bazı öncelikler devreye girdi. Doha’daki bütün karar vericiler bu büyük projeye yöneldiler. O da bizi geciktirdi.Al Jazeera Türkiye: Televizyon başlamadı belki ama habercilik başladı Nihayetinde o bina bulundu, alındı. Topkapı’da. Ana binamız ve yayın yapacağımız yer, beş katlı, müstakil, standartlara uygun. Şu anda içinde çalışmalar yapılıyor.

Ne zaman hazır olur?
Türkiye’de standartları belirleyecek olan, son derece şık, modern bir yayın merkezi inşa ediliyor orada. Bu senenin sonu ya da Ocak – Şubat gibi görünüyor televizyonun yayına başlaması.
Habercilik bir tatmin işi. 2,5-3 senedir nasıl tutuyorsunuz bu ekibi?Haber merkezi çalışanları ve yöneticilerine dışarıdan bakıldığında “2,5 senedir yatıyorsunuz” şeklinde hafif alaylı değerlendirmeler yapılıyordu. Dışı sizi yakar içi bizi yakar derler ya. Al Jazeera markası altındayız, Arap Baharı patlamış, Mübarekler, Kaddafiler devrilmiş, karşı devrimler olmuş. Biz Al Jazeera Türk çalışanları bütün bu sürecin dışında kaldık.Bu zaman zarfında bizi kurtaran, Al Jazeera English, Al Jazeera Arabic ve Al Jazeera Balkan’a haber operasyonlarında destek vermek oldu. Arkadaşlarımız sahaya indi. Bir başka güzel uygulama da arkadaşlarımızın pek çoğunu üçer aylığına Doha’daki merkeze göndermemiz oldu. Al Jazeera America gündeme geldiğinde Al Jazeera English’te haberci ihtiyacı doğdu. Burada da o desteği verebilecek nitelikte arkadaşlarımız vardı. Üçer aylığına Doha’da çeşitli birimlerde mesaiye girdiler. Hatta içimizden biri de artık Al Jazeera English’in personeli olarak orada kaldı.Geride bıraktığımız 2 – 2,5 yıl bu tarz çalışmalarla geçti ama yine de acı veren bir dönemdi. Çok sıkıldığımız, çok bunaldığımız dönemler oldu. Sektörden uzak kalmak, haberden uzak kalmak herkes için buhrandı. Online bu sorunumuzu çözüyor. Televizyon başlamıyor belki ama habercilik başlıyor.

Avantajı oldu mu bu gecikmenin?
Ekibin birbirini daha iyi tanıması ve bazı konuların içselleştirilmesi anlamında evet, ama sonuçta dezavantajları daha çoktu.

Sirkülasyon anlamında içeride durum ne?
Hiç sirkülasyon yaşamadık diyebilirim. Bir iki arkadaşımız ayrıldı, son dönemde de biz bazı arkadaşlarımızla yollarımızı ayırdık. Haber merkezimizin yüzde 90′ı ilk günden beri burada. Ben bu durumu ağırlıklı olarak Al Jazeera markasına olan güvenlerine ve inançlarına bağlıyorum. Türkiye’de haberciliğin doğru yapılacağı yerlerden biri olduğunu herkes biliyor.

Aljazeera.com.tr’yi niye takip edelim, farkı ne?
Birincisi mesleğin ilkelerine sıkı sıkıya bağlı olan bir haber merkezi burası. Yalan dolan iş çıkmaz bu haber merkezinden. Abartılı ifadeler, gereksiz sıfatlar, reyting için atılan taklalar… Bunlar biz de yok. Doğruluk, tarafsızlık ve insan odaklı bir yayıncılık temel prensiplerimiz. Bu sözlerin altını dolduracak bir finansal ve siyasal bağımsızlığımız var.“Haber dediğimiz şey biz gazetecilere ait bir şey değildir, o halkın malıdır”Toplumdaki muazzam kutuplaşma aynı şekilde medyaya da yansıyor. Tamamen hükümet yanlısı gazeteler, ya da hükümetin yeminli düşmanı yayın organları arasında sıkışmış bir okur ve izleyici kitlesi var. Türkiye’de bir gazeteyi okuyarak ülkede olup biteni anlamak mümkün değil. Al Jazeera’nin bu tabloda apayrı bir yeri olacağını düşünüyorum. Türk basınına bu anlamda yeni bir soluk getireceğiz, taraf tutmadan da habercilik yapılabileceğini kanıtlayacağız. Elbette bir perspektifimiz olacak ama haberin kutsallığına dokunmayacağız, dokunamayız. Haber dediğimiz şey biz gazetecilere ait bir şey değildir, o halkın malıdır.İkincisi şu: Belki birinci gün değil ama çok da uzun olmayan bir süreçte eğer bu coğrafyada olağanüstü bir oluşum yaşanıyorsa, Al Jazeera Türk önce internet sitesi sonra televizyon olarak Ortadoğu’nun nabzını Türk okuruna/ izleyicisine verebilecek bir kapasiteye sahip olacak. Ben şu an Türkiye’de bu nabzın tutulmadığı kanaatindeyim. Burası Al Jazeera’yse bu coğrafyanın nabzı burada tutulur. Ama elbette asıl olan editoryal ilkelere olan bağlılığımız.Nasıl? Katar Devleti’nin çeşitli ülkelerde başka yatırımları var…
“Türkiye’de her gazetecinin hayal ettiği özgürlüğe sahibiz”Evet, Al Jazeera Katar devletince finanse edilen bir network. Kamu kaynaklı ama özel sektör mantığında yönetilen, profesyonelce denetlenen, evrensel gazetecilik ilkelerinden sapamayacak bir yapı. Bu bizi Türkiye’deki ekonomik ilişkilerden reklamverenlerden vb. bağımsız hale getiriyor. Elbette Katar’ın da Türkiye’de bazı yatırımları var, olabilir ama Al Jazeera üzerindeki marka hassasiyeti bütün öteki çıkarların ötesinde görünüyor. Benim şahsi algım böyle. Al Jazeera markasının yıpratılmaması için yüksek bir hassasiyet sergileniyor. Biz aslında Türkiye’de her gazetecinin hayal ettiği özgürlüğe sahibiz. Bu tarihi şansı değerlendirmek niyetindeyiz.

Al Jazeera’de ne görmeyeceğiz, ne olmayacak?
Mesela çıplak kadın fotoğrafı görmeyeceksiniz.

Yarı çıplak falan?
Yarı çıplak da görmeyeceksiniz. Bu durum din ile iman ile ilgili bir durum değil. Biz reyting peşinde koşan bir yapı değiliz, böyle bir önceliğimiz yok. Biz etki, nüfûz ve itibar reytinginin peşindeyiz. Karar vericilerin izlemeden karar alamayacakları bir haber yapılanmasına online olarak başlayıp televizyonla devam edeceğiz.İnsan odaklı bir dil, insan odaklı bir içerik, insan odaklı bir coverage peşindeyiz. Güç merkezlerinden ziyade insan hikayelerini anlatacağız. Ne kadar başaracağız göreceğiz ama hedef budur.Biz çok fazla yüksek siyaset konuşan bir ülkeyiz. Ankara krizler üretir. Sonra o krizler içinde boğulur. O krizleri çözmeye çalışır. Sokak göz ardı edilir, çok fazla öne çıkmaz. Oysa insanların sorunları vardır, biz sorunları yansıtacağız. Bu online hazırlık esasen biraz geç başladı, sistemi tam oturttuğumuzda ekonomi haberlerimiz de böyle olacak siyaset haberlerimiz de böyle olacak.Gelir modeli ne olacak?Reklam hayatımızın bir parçası olmayacak. Reklam derdimiz yok. Ama hiç reklam yayınlamayacağız demiyoruz. Elbette birtakım prestijli reklamlara girebiliriz ama onların da peşinde koşacak bir reklâm anlayışımız yok.Bir reklam satış departmanınız var mı?Şu an yok.

Tamamen Katar devleti mi finanse ediyor?
Tamamen.
Üç yıldır Türkiye’de bir yatırım var ve gelir yok, beklemiyor mu?Rakamı tam bilemiyorum ama mesela “şu kadar sene sonra kendi masrafınızı karşılayabiliyorsanız benim için uygundur” diyor. Para kazanmak gibi bir dert yok ama ekonomik mantık vardır, bir disiplin için gelir soruyor tabii ki. Ancak kâr etmek gibi bir beklenti yok. Reklam olmayacak demiyoruz, prestijli reklam olacak ve asla içeriğe etki edecek bir şeye girmeyiz, hele ihtiyacımız yokken. Doha’nın yaklaşımı “siz kendi işinize bakın” şeklinde.
Marka olmaya mı çalışıyor Katar?“Reklam hayatımızın bir parçası olmayacak”Network’ün bir genişleme stratejisi var. Al Jazeera, markasını geniş coğrafyalara yaymaya çalışıyor. Türkçe, bir Lingua Franca. Türkiye’de 76 milyon insan var. Almanya’da 3, bütün Avrupa’da 4 milyon Türk var. Balkanlar, Akdeniz çanağı, Kıbrıs, Bulgaristan, Irak’ta birkaç milyon Türkçe konuşan insan var. Halep’te ve Suriye’nin bazı bölgelerinde önemli bir Türkmen nüfusu var. Azerbaycan’da 8 milyondan fazla, İran coğrafyasında 25-30 milyon civarında, belki daha fazla insan Türkçe konuşuyor ve anlıyor. Orta Asya, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde de Türkçe konuşan insanlar var.Yani Avrupa’nın kuzeyinden Çin sınırına kadar Türkçe konuşarak gidebilirsiniz. Bu marka 140 milyon civarında insanın gözünde pozitif bir marka olarak oturacak. Eğer siz bu marka üzerinden bir itibar yaratıyorsanız, bir soft power olabiliyorsanız, bu Al Jazeera yönetimi açısından önemli bir şeydir. Bunun ekonomik ve siyasi mantığı da bu. Gidip bu kanalı İsveç’te Norveç’te kurup o dillerde yayın yapacak değillerdi. Türkçe önemliydi, bu dilin merkezi de Türkiye’dir, İstanbul’dur.Türk hükümetinin Arap devletleriyle yakınlığı ortada. Bağımsızlık konusunda kafalarda soru işaretleri doğabilir.Geçen sene Al Jazeera’yle ilgili bir algı araştırması yaptık. Bu konuda değil ama şöyle sonuçlar geldi: adımız Al Jazeera, logomuz Arap harflerinden olduğu için “bu kanal İslamcı bir kanal, beş vakit ezan okunacak, mevlit yayını yapılacak” diye düşünen bir kesim var. Bir kesim “bu kanal hükümetin yanında yer alacak, zaten Katar’la hükümetin ilişkileri iyi” diyor. Bir kesim “bu kanal radikal bir kanal” diyor. Böyle 5-6 algı var ve hiçbiri doğru değil. İnsanlar bir süre sonra Al Jazeera’nın ne olup ne olmadığını görecekler, siyasetçileri veya her çeşidinden güç odaklı yapılar bizden hazzetmeyebilir ama halkın büyük bir kesimi Al Jazeera’ye bir teveccüh gösterecektir diye düşünüyorum. Zira bizim temel sloganlarımızdan biri ‘daima halkın yanında’ olmaktır. Öyle olacağız, halkımız bunu çabuk anlar.Al Jazeera Türkiye: Televizyon başlamadı belki ama habercilik başladı 

Tanıtım stratejisine nasıl yansıyor bu amaç?
Televizyon için belki yaparız ama online aşamasında çok büyük bir tanıtım kampanyasına gerek görmedik. Online için sosyal medya haricinde herhangi bir mecrada olmayacağız. Bir reklam operasyonunu televizyona yönelik olarak düşünüyoruz. Çünkü Al Jazeera’yi tam kapasite devreye sokacak olan televizyonun devreye girişi olacak.2013′te medyada çok isim çalıştığı yerden koptu. Yolunuz kesişti mi?Bir iki yazarla değişik formatlar için temasımız oldu. Bu temaslar düzenli olarak köşe yazmaları için değildi, çeşitli formatlarda birlikte çalışabilir miyiz diye baktık. Hâlâ da bakıyoruz.Al Jazeera Türk’ün sosyal medya hesapları nasıl işleyecek?Açılışta Facebook, Twitter, Instagram, Youtube ve Tumblr’da varız. İhtiyaca göre kullanacağımız yerler olacak, ses dosyaları için soundcloud gibi. Belki Pinterest’ten bazı diğer şeyleri ekleyebiliriz.

Nereden hangi frekansta paylaşım planlıyorsunuz?
İki tane Twitter hesabımız var. Twitter’da daha sık paylaşım yapacağız, orası daha hızlı akıyor. Facebook’ta sadece özel haberleri paylaşacağız. Ana hesapta siteye ne girse Twitter’da da olacak. Diğer hesapta canlı anlatımlar için eğer önemliyse Başbakan’ın ya da muhalefet liderlerinin bir konuşmasını gireceğiz peş peşe. Onu takip etmek isteyene o hesaptan ileteceğiz. O hesabın takipçisi her zaman daha az olacaktır. Orası biraz daha haberin her ayrıntısını isteyen, kopmak istemeyen kitleye yönelik.